ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ

Kanal A TV Üniversitemizden Canlı Yayın Yaptı (Katar Krizi Değerlendirildi)

Türkiye’nin önde gelen Ulusal TV kanallarından Kanal A Televizyonu Fatin Dağıstanlı’nın hazırlayıp sunduğu “Türkiye’nin Seçimi” programını bu hafta Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluyazı Kampüsünden gerçekleştirdiği canlı yayınla izleyicisiyle buluşturdu.

20 Haziran 2017 Salı günü saat 21:40’ta başlayan ve yaklaşık 2 saat süren programa Takvim Gazetesi Yazarı Gazeteci Bülent Erandaç, Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ayrancı, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Hatice Yazgan ve yine aynı fakülteden Araştırma Görevlileri, Altan Aktaş ve Fahrettin Gök canlı yayın konuğu olarak katıldı.

Programda Katar krizi ve krize ilişkin Çankırı Karatekin Üniversitesi öğretim üyelerinin Rektör Prof. Dr. Hasan Ayrancı başkanlığında hazırladığı rapor ve raporun sonuç bildirgesi ele alındı.

Programın başında konuşan Gazeteci Yazar Bülent Erandaç “Bugün güzel vatanımızın mümtaz şehirlerinden bir dönemin değil milli kurtuluş savaşı, milli duruş ve yerli duruşun her döneminde yer almış güzel ilimiz Çankırı’da bulunmaktan son derece mutluyuz. Çankırı ve Çankırı Karatekin Üniversitesi Prof. Dr. Hasan Ayrancı gibi çok değerli bir rektöre ve bilim insanına sahip olduğu için çok şanslı. Kendisini ve bugüne kadar yaptığı işleri yakından biliyorum. Ankara’da çok önemli işlere imza attı. Çankırı Karatekin Üniversitesi rektörü olduğunda çok mutlu oldum. Çünkü Çankırı, Ankara’nın yakınında bulunması nedeniyle çok daha iyi yerlerde, ufku çok daha geniş yerlerde olması gerekiyor. Bunun için de üniversiteyle beraber bu yürüyüşü başlatması gerekiyordu. Çalışkan, dinamik ve yerinde duramayan Hasan Ayrancı ile Çankırı’nın önemli bir sıçrama gerçekleştireceğine ve yüzyıllara dayanan tarihimizde ki milli duruşu yeni yüzyılda da yeni dönemdede devam ettireceğine inanıyorum” dedi.

Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ayrancı, programın başında Fatin Dağıstanlı’nın Çankırı Karatekin Üniversitesi ile ilgili sorusuna “Üniversitemiz Çankırı Fatihi Emir Karatekin hazretlerinin manevi ışığı altında kurulmuş ve adını ondan almıştır. Çankırı katışıksız, saf çok düzgün ve temiz insanların yaşadığı bir şehir. Bugün konuşacağımız konuya da böyle bir şehirden bakmak daha anlamlı olacaktır. Üniversitemiz 10 yıl önce kurulmuş ve çok hızlı bir şekilde yapılanmasını tamamlamış bir üniversite. Fakat 1977’de kurulan 40 yıllık geçmişi olan ve Türkiye’nin önde gelen okullarından olan bir Meslek Yüksekokulumuz var. Sekiz fakültemiz var. İslami İlimler fakültemiz yeni kuruldu, diğer fakültelerimiz başarılı bir şekilde yollarına devam ediyor. Çok genç ve dinamik bir akademik kadromuz var. Hemen hepsi yurtdışında mastır yapmış, eğitim almış ve A seviyesinde yapancı dil bilen akademisyenler. Bize düşen bu genç, dinamik ve iyi yetişmiş kadroyu motive ve koordine etmektir. Kısa sürede de bunu başardığımıza inanıyorum. Bugün üzerinde konuşacağımız rapor da böyle bir çalışmanın ürünü; ben de arkadaşlarımla birlikte raporun hazırlanmasında çalıştım” şeklinde cevap verdi.

Programın ilerleyen bölümlerinde Katar krizi, neden çıktığı, küresel aktörler ve Çankırı Karatekin Üniversitesinin hazırladığı Katar krizi raporu ve sonuç bildirgesi hakkında konuklar görüşlerini açıkladı.

Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ayrancı konuya ilişkin değerlendirmelerinde şu görüşlere yer verdi.

Uluslararası ilişkileri takip eden bir bilim insanı olarak Katarla ilgili açıklamaları duyduğumda pür dikkat kesildim ve bu konunun çok önemli sonuçlara yol açabileceğini düşündüm. Çünkü Katar’a ilişkin yapılan bu operasyonu aynı zamanda Türkiye’ye karşı yapılmış bir hareket olarak algıladım. Çünkü malumunuz sadece 2015 yılında Katar’ın Türkiye’ye yaptığı doğrudan yatırım 25 milyar dolar ve bununla Türkiye’ye yapılan yatırım sıralamasında ikinci durumda. Yani Türkiye ile Katar hem finansal bakımdan hem de diğer uluslararası ilişkiler bakımından benzer şekilde hareket ediyor; benzer yaklaşımları var. Bu nedenle Katar’a yapılacak doğrudan doğruya onu izole edecek bir hareket hem bölgeyi sarsacaktır hem bölge dengelerini bozacaktır hem de Türkiye’nin dengesini bozacaktır. Bunu kim yapmak istiyor, bu dengesizliğe yol açmak isteyenler kimler, bunların belirlenmesi ama bilimsel esaslara göre belirlenmesi ve buna ilişkin hangi tedbirlerin alınması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekiyordu. İhtiyacı görür görmez hemen arkadaşlarımızla bir toplantı yaptık, ertesi gün çalışmalarımıza başladık, arkadaşlar hemen bir rapor hazırladılar büyük bir özveriyle. Kendi aramızda konuyu bir iki kere değerlendirdikten sonra raporu kamuoyuyla paylaşmak istedik.

Bazı alanlarda Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği Ülkelerinin menfaatleri çatışıyor gibi görünüyor. Bunlar biliyorsunuz bazı dönemlerde birlikte hareket ediyorlar, bazen de kendi iç menfaat hesaplaşmaları sebebiyle, ulusal hesapları sebebiyle karşı karşıya geliyorlar. Avrupa Birliği ülkelerinin yaklaşımları ile ABD’nin tutumu birbirlerinden farklı olduğu konusuna dikkat çekmek istiyorum.

Avrupa Birliği’nin büyük bir fırsat kaybettiği açık. Türkiye’yi yıllarca kapısında bekletip sonra da çeşitli sebeplerle birliğe almadılar. Avrupa Birliğinin en önemli fırsatlarından bir tanesi Türkiye’yi Avrupa Birliğine almasıydı.  Fakat bu fırsatı kaçırdı. Yeni dünya düzeni denen bir kavram var, bunu 50 senedir uygulamaya çalışıyorlar. Şimdi küresel bir masadayız ve doğal olarak bütün ülkeler kendi menfaatlerini korumaya çalışıyorlar. Karşıdaki insanın canını, kanı heba etmekten ya da çocuklarının aç susuz kalmasından hiçbir beis görmüyorlar. Çünkü dünya üzerindeki hâkimiyetlerini devam ettirmek istiyorlar. Temelde özgürlükler ve insan hakları gibi kavramları kullandıklarını fakat maalesef içini boşalttıklarını görüyoruz.  Şimdi Türkiye’yi AB’ye alma gibi bir fırsatı kaçırdılar. İngiltere’nin AB’den ayrılma tercihi ise önemli bir tercihtir. Bildiğiniz gibi son zamanlarda bir İpek Yolu projesinden bahsediliyor. Bu ne kadar gerçekçi olacak veya olmayacak ayrı bir konu. Başından beri ifade ettiğimiz gibi kartlar yeniden dağıtılıyor, yeniden güç dizaynı yapılıyor, en son Yalta Konferansında üç büyük devlet bir araya gelmişti ve kendi hükümdarlık alanlarını hem açık şekilde hem de centilmenlik anlaşması çerçevesinde belirlemişlerdi. Ondan sonra ne oldu? Küresel güçlerin yanında bölgesel güçler de ortaya çıktı. Hindistan çok büyüdü, Çin çok büyüdü, Türkiye kendi sınırından artık taşacak hale geldi. Katar’a asker gönderecek ve orada merkez açacak durumlara geldi. Afrika ile ilgileniyor Asya ile ilgileniyor, 30 sene önce böyle şeyler düşünülmesi bile bir hayaldi.

Bu güç merkezleri, enerji bakımından bütün enerjiye hâkim olmak istiyor. Örneğin Obama’nın bir enerji bakanı 8 yıl boyunca görev yaptı. 200 milyar dolar devletin parasını harcadı. 150 milyar dolar şirketlerin parasını harcadı. Petrol ve fosil yakıttan kurtulabilmek için toplamda 350 milyar dolar yenilenebilir enerji kaynakları üzerine çalıştı. Sonuç, harcanan 350 milyar dolara rağmen dünya 60 yıl daha fosil yakıtlara bağlı kalacak. Rusya’yı ve Çin’i dize getirmek için Türkiye’yi susturup saf dışı bırakmak isteniyor. Özetle tüm bu olanlar enerji kaynaklarına hâkim olmak için meydana geliyor. Bu nedenle Katar’daki askeri üs olsun, Hürmüz boğazı ve Malacca boğazı olsun büyük önem taşıyor. Dünyanın önünde bir savaş gerçeği var ve masanın üzerinde duruyor. Şimdi bunun acı olan tarafı ise, toplumun yanıltılarak bazı kişisel ve bölgesel tercihler üzerinden küresel oyunlar oynanmasıdır. Arap ülkeleri arasında hiçbir ihtilaf olmadığını söylemek mümkün değil, bu olabilir. Çünkü Katar, nüfusu az ama ekonomisi büyük olan bir ülke. Dünya ekonomisinde 500 milyar dolar yatırımı bulunmakta. Şimdi ne yapıyor o zaman. Belli bazı manevralarla etkili olmak istiyor, kendini fark ettirmek istiyor, bazı şeylere müdahil olmak istiyor ve en azından kendini korumak istiyor. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın durumu da çok özel bir durum. Fakat bunların arasında aynı Osmanlının çöküş dönemi gibi ihtilaflar var ve bundan da yararlanmak isteyen ülkeler var. Bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak diplomatik yollarla bölgedeki ülkelere söylediğimiz şu. Gelin Ramazan Bayramı öncesi, bu mübarek ayda, aranızdaki ihtilafları çözün ve bu küresel güçlere menfaat sağlamalarına izin vermeyin. Yani Ramazan Bayramı gelmeden Sayın Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi uzlaşılsın ve bu sorunlar çözülsün. Yoksa bu durumun sonu kötü! Ben bu nedenle uzlaşmanın zorunlu olduğunu düşünüyorum.